Yakıtı biten uçak nasıl savaştı?

Tarih: 16 Şub 2011 Editör: klavyesor

evliya1

İslam dinine göre, ölülerden yardım istemek günahtır. Ancak Anadolu’da asırlardır yatırlar ve türbelerin şifa dağıttığına yönelik yaygın bir inanç vardır. Yatırlara ve türbelere gittiğinde şifa bulduğunu ya da açıklanamayan olaylarla karşılaştıklarını anlatan insanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Tıpkı 1974’deki Kıbrıs Harekâtı’nda savaş uçağı kullanan pilotun,  Ardahan’a bağlı Dedeşen Köyü’ne gelip kendisine yardım eden iki kişiyi araması gibi.

Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı Dedeşen Köyü’nde de Yavuz Sultan Selim döneminden kalan cami ve türbeyle ilgili efsaneler dilden dile dolaşır. Anlatılanlara göre, Yavuz Sultan Selim, 1514 yılında Çaldıran Seferinden dönerken Dedeşen köyünün bulunduğu dağın yamaçlarında konaklar. Ordunun konakladığı yerde Şeyh Ahmet ve Şeyh Mehmet adında iki kardeş yaşamaktadır. Bu zatlar Osmanlı ordusuna yemek ikram etmek isterler ve bu istek Yavuz Sultan Selim’e ulaştırılır.

Padişah Selim,  bu zatları kırmak istemez ancak koca orduyu nasıl doyuracaklarını da merak eder. Şeyh Ahmet ve Mehmet iki kazan yemek yaparak koca Osmanlı ordusuna ikram ederler. Ancak kazanlarındaki yemeklerde herhangi bir eksilme olmaz. Bütün ordu iki kazan yemekle doyar.

Padişah bu kişilerin hikmeti karşısında şaşırır ve kendisi de onlara ikramda bulunmak ister. Ancak Allah dostları herhangi bir ikram kabul etmezler. Padişahın ısrarı üzerine bulundukları alanda köy kurmak istediklerini beyan ederler.

Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim Han, bu zatlara hitaben “ dede şen olasınız.” der ve ordunun konakladığı alana yerleşmelerine izin verir. Buraya ilerleyen yıllarda bir cami, türbe, medrese ve çeşme yaptırılır. Köyün adı da bundan sonra Dedeşen olarak bilinir.

Dedeşen Köyü’nde 1983 yılında yaşanan bir olay herkesi hayrete düşürür. Sıcak bir ağustos günü köy kahvesinin önünde 27 Gaziantep plakalı bir otomobil durur. Taksiden inen 45 yaşlarındaki bir kişi, kahvede oturanlarla selamlaştıktan sonra çok önemli bir konu hakkında konuşmak istediğini söyler.

Herkes yabancı kişinin etrafında toplanır. Yabancı, Şeyh Ahmet Kebir ve Şeyh Muhammet Kebir adında iki kişiyi aradığını açıklar. Kahvede oturanlar şaşkınlık içinde yabancıya bakar. Çünkü aradığı kişiler, 1920’li yıllarda vefat etmiş ve köylülerin ermiş olarak bildiği kişilerdir. Mezarları ise türbenin içindedir.

Sıcak havada yabancı, buz gibi olur. Bayılacak hale gelir. Dedeşen köylüleri misafire su içirip, yüzüne kolonya sürerler. Yabancı, biraz kendisini toparladıktan sonra buraya neden geldiğini anlatır. “ 1974 Temmuzunda Kıbrıs Beş Parmak Dağları’nın üzerinde uçuyordum. Yakıtımın bitmek üzere olduğunu fark ettim. Geriye dönme hazırlıklarına başlamıştım. İşte tam o sırada sağımda ve solumda başı sarıklı iki kişi ortaya çıktı. Bana ‘Sen görevine devam et. Geri dönme, uçak bizim kontrolümüzde’ dedi. Bir anda uçağın kontrolü benden çıktı.”

Görev başarıyla tamamlandıktan sonra uçak tekrar pilotun kontrolüne bırakılır. Pilota kendilerini Şeyh Ahmet Kebir ve Şeyh Muhammet Kebir olarak tanıtan kişiler ‘Eğer bizi ziyaret etmek istersen biz Ardahan’ın Dedeşen Köyü’ndeyiz’ dedikten sonra ortadan kaybolurlar.

Bu defa donup kalma sırası kahvedekilere gelmiştir. Ağızları açık hikayeyi dinleyen köylüler pilotu alıp türbeye götürürler.  Muhtar ve imam da gelerek kurban kesilir, dualar okunur. Köylüler, pilotu evlerinde bir gece misafir ettikten sonra yolcu ederler.

3 Yorum Siz de fikrinizi belirtin. .

  1. semih 11/09/2012 at 11:37 -

    Ben Türbedeki bu zatların torunuyum.Bu olay yaşandığında köydeydim Ve çok uzun yıllar O kendini Pilot olarak tanıtan kişinin hikayesiyle dolaştık durduk.Üniversitede okurken bu olayı bir arkadaşıma anlattım oda Kırşehir’in Mucuk ilçesinde de bir türbe var o zatıda bir pilot ziyaret etti diye anlattı.Aynı arkadaşım aylar sonra bu hikayenin aynısını Amasya da ki bir türbe içinde dinlemiş onuda paylaştı.Sözü fazla uzatmadan Bu hikayeyi çok yerde dinledik ama bu pilotlar kimdir izlerini bulamadık.Bende oluşan kanı şu ki 1980 darbesinde kominizm tehdidinden insanları kurtarmanın yolu dine yaklaştırmak olarak görüldü ve Anadolu daki bir çok türbe gezilerek bu hikayeler anlatıldı.Yorum sizin ben dedemi kullanarak hurafelerle insanların akıllarının karıştırılmasını hazmedemedim.

  2. erdem 24/06/2015 at 06:05 -

    aynı hikayeyi 90 lı yıllarda yozgatta türkiye gazetesinden gelen bir gazeteci olduğunu söyleyen kişiden dinlemiştim,o da yozgat sarı topraklık mezarlığında yatan MUTASAVVIF ESSEYYİD ŞEYH OSMAN NURİ BAĞDADİ (ÖLMEZTOPRAK) HAZRET leri için anlatmıştı,olması mümkün bir vak’a bence,zira savaşlarda şehitler,evliyalar,erenler müslüman ordusunun yanındadır ve yardımcı olurlar bununla ilgili birçok efsaneler vardır.

  3. mustafa 25/08/2015 at 11:41 -

    bahsedilen zat MAHZENLİ ALİ EFENDİ’DİR……….
    Türbesi kırşehirde çiçekdağı tarafındadır. Bir köydedir. Ziyaret etmiştim. .(mahzen köyü)………………………

    “Kıbrıs Barış Harekâtının sonrasındaki aylarda idik. Bir gün, Yerköy’deki manifatura dükkânımda çalışmakta olduğum bir sırada, içeriye selam vererek birkaç kişi girdi. Gelenlerden sadece birisi yabancıydı, diğerleri ise ilçemizden tanıdık kişilerdi. İçlerinden birisi bana: “Hocam, bu kardeşimiz Mahsenli Ali Efendi Hazretlerini arıyordu. Kendilerini nasıl ziyaret edebileceğini çarşıda iken tesadüfen bize sordu. Bizim de aklımıza siz geldiniz ve kendisine, sizi isterseniz, Mahsenli Ali Efendi hazretlerinin halifeleri olan M. Sıddık Efendi’ye götürelim dedik. Ve hep birlikte bunun için size geldik”, dediler.

    Bunun üzerine, üstadımızı ziyarete gelmiş olan o yabancı misafirimize, “Hoş geldiniz, Efendimizi nasıl tanıdınız, nereden ziyarete geldiniz” diye sordum. O genç de bana: “Hocam, ben pilot yüzbaşıyım. Kıbrıs Barış Harekâtına katıldım, aktif görev ifa ettim, çok şükür. Bildiğiniz üzere, en önemli vazifeyi deruhte eden kişilerden biri de biz pilotlardık. Olabildiğince kritik ve stratejik düşman mevzilerini bombalamaya çalışıyorduk. Jetlerle, hava üssünden kalkıp mevzileri vurduktan sonra, yakıt ve bomba ikmali yapmak için tekrar üsse dönüyor, sonra tekrar bombardımana devam ediyorduk. Yine bu günlerde, düşman mevzilerini vurup, mecburen dönmeye çalıştığım ve gerçekten çok sıkıntılı olduğum bir sırada, omzuma bir el dokundu ve bana: “Evlat korkma, şu mevkileri bombala” diye seslendi ve bana çok stratejik bazı yerleri işaret etti. Sonra da, “Merak etme!, uçağın yakıtını ve gerekli bombaları biz tamamladık” diye ilave etti. Ben tabii, o zatın işaret ettiği mevzileri bombaladım. Allah’ın izniyle hepsini de tam isabetle imha ettim. Gerçekten de büyük bir başarı sağlanmıştı.

    Bu arada, neredeyse anlık sürede, bu zat, tekrar seslendi ve bana: “Evlat, bana Mahsenli Ali Baba, derler… Benim yerim, Kırşehir’in Çiçekdağı İlçesi’ndedir. Beni ziyarete gel, seni bekliyorum” dedi. Sonra da gözden kayboldu. Tabii ben bundan sonra şaşkınlık ve de sevinç içerisinde üssümüze indim. Meğer benim yaşadığım hallerin benzerlerini diğer pilot arkadaşlarım da yaşamışlar, zira üsse döndüğümde birçok kişi heyecan ve şaşkınlıkla benzer şeyler yaşadıklarını anlatıyorlardı. Neredeyse hepimiz aynı şeyleri yaşamışız. Yaşadıklarımızı birbirlerimizle paylaştık tabii. Başarımızı gerçekten de bu mübarek kişilere borçlu olduğumuzu ifade edeyim. İşte, bu sebeple, harekât ve de görevim bittikten sonra ilk işim buraya gelmek oldu, hocam” dedi.

    Yüzbaşı bunları anlatırken, ben kendime hakim olamamış ve ağlamaya başlamıştım. Yüzbaşı bana, “Neden ağlıyorsunuz, hocam” diye sordu. Ben de, “Nasıl ağlamayım ki, Efendim Mahsenli Ali Efendi Hazretleri, bundan 23 sene önce vefat etmiş ve Kutbu’l-aktablık derecesine ermiş bir velidir. Biz gayet iyi bilir ve şahid olurduk ki, yaşadıkları zamanda kendilerinden değişik kerametler zahir olurdu. Ama kendileri bunca yıl geçmesine rağmen vefatlarından sonra da manen bu ülkenin ayakta kalması, müminlerin zaferi için himmet edebilme imkânına kavuşturuluyorlar. İşte böyle büyük bir insanın talebesi olmak ve kendisine hizmet edebilmek nimetine nail olduğum için ziyadesiyle duygulandım.” dedim. Sonra kucaklaştık, kahraman yüzbaşımız da orada bulunan diğerleri de tabii olarak gözyaşlarına hâkim olamadı, herkes ağlayıverdi. Sonra hep beraber Çiçekdağı’nın Mahsen Köyü’ne, üstadım Mahsenli Ali Efendi hazretlerinin türbesine, kendilerini ziyarete gittik. Hep birlikte, ziyaretimizi gerçekleştirdik, kendilerinin pak ruhlarına dua ettik ve feyz ve himmetlerine erişmek için Allahû Teâlâ hazretlerinden talepte bulunduk.”

Yorumlayın